Türkiye’de siyaset giderek daha sert bir söylem diline dönüşmektedir. Liderler, her geçen gün söylemlerinin dozunu artırmakta ve artık sert söylemin de ötesine geçmektedir.
Aslında Türkiye olarak bu duruma yabancı değiliz. Yıllardır benzer söylemler ve gerginlikler yaşanmaktadır. Ancak bu durumun büyümesinde medyanın da önemli bir etkisi vardır. Medya, bu konuyu çoğu zaman abartarak ele almakta ve sert söylemleri daha da ağırmış gibi göstermektedir.
Söylemler; suçlayıcı ifadeler, keskin ayrımlar ve “biz ve onlar” vurgusu üzerinden sunulmaktadır. Çünkü medya, izleyici ve okuyucunun ilgisini çekmek için çoğu zaman kaos ve korku unsurlarını ön plana çıkarmaktadır.
Medya eleştirilebilir; ancak bu durum yalnızca medyaya bağlanamaz. Siyasetçilerin kullandığı dil de bu süreci doğrudan etkilemektedir. Sert söylemler çoğu zaman bilinçli bir tercih olarak kullanılmaktadır. Nitekim dünya genelinde de seçim dönemlerine yaklaşıldıkça siyasi dilin sertleştiği görülmektedir. Bu durum, özellikle rekabetin yüksek olduğu sistemlerde daha sık ortaya çıkmaktadır.
Sert siyasi dilin arkasında genellikle üç temel amaç bulunmaktadır:
- Seçmeni konsolide etmek
Liderler, kendi seçmen kitlesini daha sıkı bir şekilde bir arada tutmak için sert söylemler kullanmaktadır. Bu durum, seçmene “tarafını belirle” mesajı vermektedir. - Gündemi değiştirmek
Ekonomik ya da farklı sorunların konuşulduğu dönemlerde, sert açıklamalar gündemin hızlı bir şekilde değişmesini sağlayabilmektedir. - Rakibi zayıflatmak
Sürekli eleştiri ve baskı, rakip aktörlerin kamuoyu nezdindeki algısını olumsuz yönde etkileyebilmektedir.
Asıl dikkat edilmesi gereken nokta ise şudur: Bu sert söylemlerin arkasında çoğu zaman önemli kararlar yer almaktadır. Sert söylemler seçmeni etkileyebilir, gündemi değiştirebilir ve siyasi avantaj sağlayabilir. Ancak dil sertleştikçe toplumun daha dikkatli olması gerekmektedir.
Bu nedenle yalnızca söylemlere odaklanmak yerine, alınan kararların dikkatle takip edilmesi büyük önem taşımaktadır.

Yorum bırakın