Mutsuzluk genelde insanın hayattan zevk alamaması, huzursuzluk, karamsarlık ve umutsuzluk hissetmesi olarak tanımlanır.
Öyle tabii ama bence sadece bu kadar değil.
Bir hastalıktır mutsuzluk. Bir kere yapıştı mı sana, damarlarında kan yerine gezer; bırakmaz seni. Tam “bıraktı” dersin, bir şekilde yine bulur, yapışır. Sonra arkadaşlarını çağırır: depresyonu, umutsuzluğu ve karamsarlığı… Bu üçlüden kaçmak için çabaladıkça ruhumuz, şeytanla melek gibi bir savaşa girer. O savaş sürerken ruh yaralanır,zedelenir. Bazı insanlar kurtuluyor bu hastalıktan ama tamamen kurtulmak mı? Ben denk gelmedim.
Bazı kelimeler vardır anlamını yaşadıklarımızla anladığımız. Hani bayram mesajlarında “mutluluk, huzur, sevgi ve sağlık hep sizinle olsun” denir ya; insan büyüdükçe bu kelimelerin kıymetini daha iyi anlıyor.
Neden hastalık dedim bu mutsuzluğa?
Çok yorar mutsuzluk insanı. Hastalıklarda doktor önce hastanın üzülmemesini söyler. Neden mi? Çünkü insanı düşünceleri hasta eder. Hasta eder bu mutsuzluk insanı. Ruhuna ağırlık verirken bedeni ezer, çiğner. Kendini kaybetmiş gibi hissettirir. Kendini aramak istersin, heves bırakmaz. Dışarı çıkmak istersin, enerji vermez. “Dur, biriyle sohbet edeyim” dersin, hal bırakmaz. Kalbini sancıtır, uykunu kaçırır ya da sadece uyumak, uyanmamak istersin. Hiçbir şey yapmak istemezsin mutsuzken.
Başta da söyledim; bu, insanı girdabına çeken bir hastalıktır. Peşinden üstüne eski yün bir yorgan gibi oturur insanın. Ama unutmamak gerek o mutsuzluğu kaldırmak bizim elimizde, mutsuzluk bir insan halidir hayatımızdan tamamen çıkaramayız ama ruhumuza atkı saracak güzellikleride arka etmemeliyiz.
Sevgili okurum, dilerim ki mutsuzluk hiçbir zaman uğramasın size…
Hülya Başak

Çağrı Bingöl için bir cevap yazın Cevabı iptal et