CHP’de Butlan Denkleminde Liderlik Testi

Türk siyasetinde taşların yerinden oynamadığı, ezberlerin bozulmadığı tek bir gün bile yok. Ancak Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi’nin CHP’nin 38. Olağan Kurultayı için verdiği “Mutlak Butlan” (kesin hükümsüzlük) kararı, sadece bir ana muhalefet partisi krizinin çok ötesinde, Türk demokrasi tarihindeki en radikal kırılma noktalarından birine işaret ediyor.

Bu karmaşık kriz ortamında gözlerin çevrildiği ana figür, şüphesiz Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel. Süreci rasyonel bir analizle okuduğumuzda, Özel’in kriz yönetiminde iki farklı faz uyguladığını görmek mümkün. Karar öncesindeki dönemde parti kurmaylarına yaptığı “mutlak sessizlik ve çıldırtıcı bir sabır” çağrısı, krizin erken aşamada büyümesini engellemeye ve konuyu hukuki sınırda tutmaya yönelik soğukkanlı bir hamleydi.

Ancak mahkemenin fiili tahliye ve tedbiren eski yönetimi göreve iade kararıyla birlikte, Özgür Özel’in pozisyonunu hızla değiştirerek süreci tamamen bir meşruiyet ve sivil direniş zeminine taşıdığını gördük. Genel merkez binası çevresindeki barikatların ve polis müdahalesinin gölgesinde sergilediği kararlı tutum, bir siyasetçinin kriz anında kitlelere yön verme ve kurumsal aidiyeti konsolide etme kapasitesini göstermesi açısından dikkat çekicidir.

Özgür Özel’in bu süreçteki en stratejik hamlesi, genel merkez binasından polis zoruyla çıkarılmasının hemen ardından krizi parlamenter alana taşımak oldu. Hukuki tartışmaların teknik detayları arasında boğulmak yerine, TBMM grubunu hızla toplayarak meclis zemininde kurumsal meşruiyetini tescilleme yoluna gitti. Toplam 138 milletvekilinden 96’sının katıldığı kapalı grup toplantısında, 95 gibi ezici bir oyla yeniden CHP TBMM Grup Başkanı seçilmesi, Özel’in parti içindeki kurumsal otoritesini hukuki sarsıntılara karşı parlamenter bir kalkanla koruma altına aldığını gösteriyor.

Bu hamle, dışarıdan gelen ve partiyi felç etmeyi amaçlayan hukuki şoka karşı geliştirilmiş rasyonel ve proaktif bir refleks olarak kayıtlara geçti.

Elbette madalyonun diğer yüzünde, dışsal şokların parti içi fay hatlarını tetikleme riski her zaman mevcuttur. Eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’na yakın bazı milletvekillerinin toplantıya katılmaması ve kararın parti içinde bir “rövanşizme” zemin hazırlama ihtimali, siyaset sosyolojisinin “iç hizipleşme” (fractionalism) teorilerini doğrular nitelikte. Özgür Özel’in “Parti kenetlenmişken ne butlan işler ne atom bombası” çıkışı, tabana verilen güçlü bir moral mesajı olsa da, Yargıtay aşamasına taşınan bu sürecin yaratacağı zamansal belirsizlik CHP’nin en büyük handikapı.

Siyaset biliminin kurucu teorisyenlerinden Max Weber, rasyonel-yasal otoritenin sarsıldığı dönemlerde liderlerin “karizmatik” ve inşacı yönlerinin öne çıktığını vurgular. Özgür Özel, karşılaştığı bu olağanüstü yargısal bariyeri, delege iradesine ve sokağın meşruiyetine yaslanarak aşmaya çalışıyor. Bu kriz yönetiminin başarısı, ağır hukuki terimleri halkın günlük demokratik refleksine ne kadar tercüme edebileceğiyle doğrudan ilişkili olacaktır.

Yazar Masası’ndan bugünkü analitik notumuz şudur: Siyasi meşruiyet mühürlerle değil, tabanın kurumsal aidiyeti ve sandığın iradesiyle tescillenir. Bu zorlu satrançta proaktif adımlar atan aktörler, uzun vadede oyunun kurallarını yeniden yazanlar olacaktır.

Kemalettin Nayman

Siyaset Bilimci

Yorum bırakın