NATO

Dünya kamuoyuna anlatılan klasik bir hikaye vardır: “NATO, üye ülkelerin toprak bütünlüğünü korumayı amaçlayan barışçıl bir savunma örgütüdür.” Kurucu anlaşmanın meşhur 5. Maddesi de bunu söyler: Birimize yapılan saldırı, hepimize yapılmış sayılır.

Ancak işin gerçeği şu: Kendinizi sadece dolarla, euroyla ya da süslü diplomatik mektuplarla koruyabilir misiniz? Tabi ki hayır. Günün sonunda sınırları koruyan şey niyet mektupları değil; üniforma giyen insanlar, tanklar, uçaklar ve caydırıcı askeri güçtür.

Tam da bu yüzden NATO, özünde kibar bir diyalog masası değil; muazzam bir askeri kas gücüdür. Batı dünyası için bir “savunma kalkanı” olmasının tek sebebi, dünyaya kafa tutmaya çalışan aktörlerin bu çelik çekirdekten, yani bu askeri güçtür korkmasıdır. İşte Ankara’daki zirvede tam olarak bu “çelik çekirdeğin” asıl sahipleri ve kimin ne kadar ağırlığı olduğu tartışılıyor.

Trump’ın İtirafı: “İnsanlar Türkiye’nin Ne Kadar Büyük Bir Güç Olduğunu Bilmiyor”

Zirvenin en büyük bombası, hiç şüphesiz ABD Başkanı Donald Trump’ın Beştepe’de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yanında otururken yaptığı o ezber bozan açıklamalar oldu.

“Türkiye muazzam bir askeri güce sahip ve insanlar Türkiye’nin askeri açıdan ne kadar büyük olduğunu bilmiyorlar. Erdoğan sayesinde çok güçlü bir ordusu var. Eğer zirve dostum Erdoğan’ın ülkesinde, Türkiye’de yapılmasaydı belki de katılmazdım.”

Bu sözler alelade bir diplomatik nezaket ya da övgü değil. Trump, pragmatik yani tamamen iş bitirici bir lider. Bakıyor ki Avrupa ülkeleri sadece laf üretiyor ama iş icraata gelince ortada yoklar. Türkiye ise kendi silahını, İHA’sını, SİHA’sını, KAAN’ını üreten ve bölgenin en tecrübeli ordusuna sahip olan ülke.

Trump aslında diğer ortaklarına laf sokarken bizim sırtımızı sıvazlıyor ve şunu demek istiyor: “Bize sadece parası olan ama savaşamayan ülkeler değil; sahaya çıktığında ağırlığını koyacak, devasa savunma sanayisine sahip güçlü ortaklar lazım.” F-35 uçak krizini ve CAATSA yaptırımlarını çözeceğinin sinyalini vermesi de işte bu gücün hakkını teslim etmektir.

Güç Kimdeyse, Kuralı O Koyuyor

Yıllardır Türkiye’yi askeri ve siyasi konularda sıkıştırmaya çalışan, S-400 krizinden beri adeta yalnızlaştırmak isteyen dünya devleri, bugün bölgedeki krizler ve Türkiye’nin masaya koyduğu somut askeri caydırıcılık yüzünden Ankara’nın kapısını çalmak zorunda kaldı.

NATO eğer bir savunma örgütüyse, Türkiye bugün o savunmanın en sağlam kalesidir. Trump da bir iş adamı gerçekçiliğiyle bu gücü tüm dünyaya tescillemek zorunda kalmıştır. Çünkü bu arenada kural çok basittir: Sahada güçlü olan, masada da güçlüdür.

Kemalettin Nayman

Siyaset Bilimci

Yorum bırakın